Yazar: satirdef

  • Belirsizlikle Baş Etmek Mümkün mü?

    Belirsizlik nedir? Bunu kelime anlamı ile sormuyorum, gerçekten nedir?

    Yaşanılan hayatta yaşanması muhtemel olan olasılıklar mı? Beklenilen olayların fazlalığından kaynaklı seçenek çokluğu karmaşası mı? Ne olacağının, ilerde başımıza ne gelebileceğinin bilinmezliğinden kaynaklı olan bir durum mu?

    Çok fazla tanım yapılabilir aslında belirsizlik için ancak asıl bu belirsizlikle başa çıkmaktır önemli olan. Başa çıkabilenler varsa da her zaman yorumlarda bekliyorum, en azından bu olgu içerisinden başarı ile çıkmış birilerine tanık olabilirsem umudumu kaybetmeyeceğim.

    Okul zamanınızı düşünün; sınavlar, dersler, arkadaşlıklar gibi konular tabii ki öncelikli ancak asıl ‘’belirsizlik’’ okuldan sonra ne olacağı. Kimse demeyelim ama çoğu kişi gerçekten okuldan mezun olduğunda ne olacağını, başına neler geleceğini ya da kaç ay/yıl işsiz kalacağını bilemez. Belki bu süre çok uzun olur belki de okuldan mezun olduğu an staj yaptığı iş yeri ‘’gel başla’’ diyerek kapılarını açar. Çok fazla oluyor mu? Tecrübelerime dayanarak pek fazla bu durumun gerçekleştiğini söyleyemem.

    İşte bu durumda yaşanan o ‘’belirsizlik’’ insanı gerçekten yorar. Hele mezun olduktan sonra iyice boşluğa düşen zihin, saçmalamaya başlar. Belki depresyon olur işin sonunda, ki bu da hiç istenmeyen bir durumdur. Bu sefer de ‘’istemiyorum’’ sarmalında dolanır durur insan.

    Nasıl başa çıkılır? İnanın bende bilmiyorum. Ne olacak, ne başımıza gelecek, gelecekte bizi neler bekliyor gibi sorular sorulur sürekli ancak çıkış yolu bulmak zor olur.

    Bu noktada asıl değinmek istediğim olgu devreye giriyor, ‘’kontrol’’. Hayatımızı kontrol etmeye o kadar takık bir beynimiz var ki, her şeyi kontrol etmek istiyor. Aslına baktığımızda sebebi makul: risklere karşı gardımızı almak. Herhangi bir olay yaşandığında ve bu bize zarar verecek bir olaysa, beynimiz bizi her zaman korumak istediği için bize önden tüm olasılıkları sunmaya çalışır ki bu olay yaşandığında gardımız düşmesin ya da bize zarar gelmesin. Belirsizlik durumlarında da beynimiz sürekli felaket senaryoları hazırlamaya başlar çünkü ne olacağını öngöremez. Hiç size de oluyor mu bilmiyorum ama; ‘’camı kapattım mı’’, ‘’kedim yemek yemiş miydi’’, ‘’el freni çekik mi’’ gibi milyonlarca soru soruyor beynim ve günü kontrol etmeye çalışıyor. Peki kontrol ederken önümüzden geçip giden şansları da kaçırıyor olabilir miyiz? Ya da kontrol ederken kontrolümüz dışında bir olayla karşılaştığımızda nasıl tepki vereceğiz? Bunların hepsini kontrol etmek belki bize iyi geliyordur belirsizlikleri yok etmek anlamında, beynimiz bir nebze de olsa kontrolün kendinde olduğunu düşünüyordur ama kontrolümüz dışındaki gelişen olaylara verdiğimiz tepkiler asıl ‘’hayat’’ dediğimiz değil midir?

    Biraz hayatı akışına bırakmak gerekiyor sanırım böyle durumlarda. Hayat zaten bir şekilde akıp gidiyor, nereye gittiği belli olmasa da. Zaten nereye gittiğini bilirsek de yaşamanın pek bir anlamı kalmayacaktır. Nasıl olsa başıma şu gelecek diye yürürsek, etrafımızdakileri göremeyip sadece yola odaklanırız. ‘’Su akar yolunu bulur’’ demiş atalarımız. Gerçekten de öyle, bir şekilde yaşanılacaklar er ya da geç yaşanıyor. Önünde sonunda sonucu kötü olsa bile başımıza geliyor. Belki iyi belki kötü. Biraz akışta kalmak, ‘’an’’da kalmak da bu anlamda önemli.

    İçimi dökmek istedim aslında herhangi bir sonuca bağlanacak bir yazı olmadı bu ama sizinle de paylaşmak istedim, okur bulursa ne ala bulmazsa da içimi dökmüş olacağım. Her türlü kazan-kazan oluyor.

    Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

    Bu durumdan kendinizi sıyırmak için yaptığınız çalışmalar ya da belki bir ritüel var mı?

  • Aylık Okumalar

    Her ay düzenli olarak okuduğum kitapları bu alanda sizlerle paylaşacağım. Sizin de içlerinden okuduğunuz ya da okumayı planladığınız kitaplar varsa yorumlarınızı okumak çok isterim. Birlikte kitaplar üzerine de konuşabiliriz.

    Kendi yorumlarımı paylaşacağım kitaplarla ilgili ne hissettirdi, ne düşündürdü, en beğendiğim cümleler gibi kısımları da ekleyerek.

    O zaman başlayalım;

    Haziran 2025 Aylık Kitap Okumalarım

    Nohut Oda – Melisa Kesmez

    Melisa Kesmez’in kalemini gerçekten çok seviyorum. Öykü sevenler için Melisa Kesmez’in neredeyse tüm kitaplarını önerebilirim (okumadıklarımı öneremiyorum tabii ki).

    Nohut Oda kitabında Melisa Kesmez, genel anlamda bitişlerden bahsediyor. Kitabın en arka tarafında kitaptan bir alıntı paylaşmak isterim;

    ‘’Elini sürmediği bahçe gözlerinin önünde yabana dönmüş, böylece kendisinden sonra ne hale geleceğini görmüştü. Gözü arkada kalmayacaktı. Hayatta kalmayı başaranlar da bakacaklardı kendi başlarının çaresine. Konuşmuştu hepsiyle. Anlatmıştı uzun uzun. İnsanla nebatat arasında küslük olmazdı ya zaten. Anlarlardı onu. Bakarsın duvarı aşar da ormana karışırlardı, o zaman her şey çok daha kolay olurdu. Hem zaten onlara inancı büyüktü. Kurudu sanırdın, iki damla yağmurla, hop, yeniden yeşerirlerdi.’’

    Bitişler, başlangıçlar. Aslında çok basit görünen bir konuyu öyle güzel anlatmış ki.

    Sonuna kadar kesinlikle öykü severlerin okuması için önerdiğim bir kitap olacak.

    Afrikalı Leo – Amin Maalouf

    ‘’Bir berberin sünnet ettiği, bir papanın vaftiz ettiği’’ cümlesi bu kitabın en meşhur cümlelerinden biri.

    ‘’Hasan ibn Muhammed el-Vezzan ez-Zeyyati namıdiğer Giovanni Leone de Medici’nin aynı zamanda Afrikalı Leo’nun öyküsü.’’

    Kitap aslında gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış ancak hem gerçek hem düşsel öğeleri fazla. Kitabı okurken tarihi olaylar arasında geziyorsunuz ve birçok ülke hayal edebilme şansına erişiyorsunuz. İtalya, Cezayir, Fas, Osmanlı, Afrika gibi birçok yere gidip geri dönüyorsunuz. Buralarda gezerken de aslında kendi tarihlerine de tanıklık etmiş oluyorsunuz ana karakterimizle birlikte.

    Amin Maalouf’un yazmış olduğu kitaplar arasında benim ilk okuduğum kitap oldu ve uzun süredir de merak ediyordum Afrikalı Leo’yu. İyi ki de okumuşum. O dönemde yaşananlar, ana karakterin başından geçenler o kadar güzel tarihle öykü anlatıcılığı içinde harmanlanmış ki gerçekten siz de bir üçüncü göz olarak o yaşantının içindeymişsiniz ve her şeye tanıklık ediyormuşsunuz hissi veriyor.

    Günübirlik Hayatlar – Irvin D. Yalom

    Psikolojik kitaplar okumayı her ne kadar çok sevsem de, Günübirlik Hayatlar kitabını okumak biraz zor oldu benim için. Yazarın anlatış şekli gayet basit ve kitap çok akıcı ancak konu hep ölüm üzerine. Konu ölüm üzerine olunca, insanların yaşadıkları hayatlar, içinden geçtikleri duygular biraz daha ağırlaşıyor. Ölüm zaten başlı başına hepimizin gündelik hayatlarımızda unuttuğumuz ancak her daim önümüzde olan bir gerçek olmasından kaynaklı, bu gerçeği kitap sürekli hatırlattığı için kendi adıma biraz zor ilerledi.

    Kitapta birçok gerçek hayat öyküsüne tanıklık edebiliyoruz. Anlamlı bir yaşam sürdürmek için ve ölüm gerçekliğini kabul etmemiz için yaşamamız gereken duygulardan da bahsediliyor.

    Ölümü kabullenmek ve hayatı doyasıya yaşamak için bunun bir fırsat olduğu düşüncesi de gelmişti aklıma. Sonun ne zaman geleceğini bilmeden doyasıya yaşamak, hayattan zevk almak ve ‘’an’’lar biriktirmek aslında bu yaşamı yaşanılır kılan yegane şeylerden.

    Kitabı kesinlikle öneririm ancak hayatının biraz daha karamsar bir döneminde olan okurlar için belki biraz daha ertelenebilir.

    Sizler okudunuz mu bu kitapları? Neler düşünüyorsunuz? Okumayı planladığını kitaplar var mı içinde?

    Değerli yorumlarınızı bekliyorum.

    Herkese iyi okumalar.

    © Satır Defteri 2025

  • Erteleme Gerçekten Bir ‘’Hastalık’’ mı? Tedavi mi Edilmesi Gerekiyor?

    Hastalık kelimesini gördüğümüz zaman hep beynimizin içinde çok ciddi konular oluşur. Örneğin; kanser, tümör gibi. Ama ‘’erteleme’’ dediğimiz olgu aslında bir hastalık değildir, alışkanlıktır demek istiyorum. Uzun bir süre hayatımızda olduğunda kronikleşir ve konfor alanımız olur, bu doğru.

    Bu blog sitesini ne kadar çok oluşturmak istediğimi bilemezsiniz, yaklaşık 6-7 senedir! Dile kolay. Yeni yeni bu erteleme durumunu üzerimden atmaya çalışan biri olarak bu konuda konuşmakta bence hakkım var.

    Keyif Deliliği

    Ertelemek kısaca beynimizin keyif yapması olarak açıklayabiliriz. Sadece dursun, düşünsün düşünsün ama harekete geçmesin. Oh ne ala! Ancak gerçek hayat bu şekilde işlemiyor. İş hayatlarımızı ele alalım, hanginiz ‘’aman bugün canım gitmek istemiyor’’ deyip o sabah işe gitmediniz? Mecbursunuz, bu mecburiyet de bir noktada motivasyon sağlıyor ve o yataktan kalkmakta itici güç oluyor. Gün sonunda işten dönmüş oluyorsunuz.

    Kendi kendimize bu alanı yaratıyoruz.

    Bahaneler

    Erteleme olgusunun asıl olayı ‘’bahaneler’’. Örneğin, o gün arkadaşınızla buluşup kütüphaneye gidip ders çalışacaksınız. Planları yaptınız ve artık hazırlanmanız gereken dakikalar geldi çattı. Canınız istemiyor. Beyniniz de size türlü bahaneler uyduruyor; ‘’hastalandım diyeyim’’, ‘’uyuyakalmışım derim cevap vermem’’ gibi. Başka bir örnek vereyim; bu blog sayfasını açmam 6-7 sene sürdü diye başta belirtmiştim. Hep kendi kendime dedim ki, ‘’şu bir bitsin de’’. Bu şekilde bu kadar sene ertelemiş oldum.

    Şu an bu yazıyı yazıyor olmam benim için çok büyük bir adım ve gerçekten üstümden ölü toprağı gitmiş gibi hissediyorum. Umarım sizde bu yazının sonunda ertelediğiniz her ne idiyse başlarsınız. Arkanızdayım!

    Ertelemeyi Ertelemek için Minik Taktikler

    • 5 Dakika

      5 Dakika kuralı birçok yerde geçer. Birçok kitapta da konu alınır. Şu şekilde özetleyebilirim;

      ‘’Sadece 5 dakikanı alacak’’ deyip o işe girişmek. Ödev yapmanız gerekiyor ama sürekli erteliyorsunuz, erteledikçe beyniniz de o yapılması gereken ödevi büyüttükçe büyütüyor çünkü beyin bu şekilde çalışıyor. Siz bir şeyi ne kadar ertelerseniz o şey gözünüze gün geçtikçe çok büyük görünecektir, sanki başarılması imkansız bir görevmiş gibi olacak. Kendi kendinize ‘’sadece 5 dakika’’ diyerek girişirseniz o işe, beyin siz yaptıkça momentumu yakalayacak ve aslında o kadar da korkunç olmadığını görüp devam edecek.

      Düşünsenize, beyninizde sürekli sekmeler açık kalıyor bu şekilde. Hep yapmanız gereken işler açık kalıyor ve hiçbir şey kapanmıyor. Bu 5 dakika ile kafanızda açık bir sekme daha kapanmış olacak.

      • Küçük Parçalar (Bebek Adımlar)

      Her sekmeyi bir anda kapatma gibi bir derdimiz yok, yavaş yavaş ve tek tek sekmeleri kapatabiliriz. Hiçbir şeye aniden atlamayalım, hazır gaza gelmişken. O ödev yapılacaksa minik bir araştırmayla başlayıp bırakabiliriz, sonrasında otomatik olarak merak duygusu işin içine girecek ve devam edeceğiz.

      • Temiz/Düzenli Ortam

      Ortam ne kadar dağınıksa kafamız da o kadar dağınık olacaktır. Herkes söyler ‘’sabah ilk iş yatağını toplamalısın’’ diye, işte bu aslında bir iş başarma ve ortamı düzene sokmak için beyne verilen bir ödüldür. Bu sebeple mutlaka başlamadan önce ortamı bir kontrol etmekte fayda olacaktır.

      Bu aynı zamanda daha duru düşünmeye de olanak sağlayacaktır, dikkatimiz başka şeylere kaymayacaktır. Örneğin masada otururken ‘’şu bardağı da kaldırayım’’ deyip kalktıktan sonra tüm süreç aslında baştan başlamak durumunda kalıyor.

      Düzen = beyin sakinliği.

      • Sosyal Medya

      Sosyal medyayı her ne kadar bazı konularda faydalı görüyor olsam da, erteleme konusunda bence bizleri başka bir seviyeye taşıdı. Aklımızda bir iş oluyor bitirmemiz gereken ve zaten beynimizde oldukça fazla büyümüş durumda, bir de üstüne sosyal medyaya girip reelsler arasında kendimizi kaybediyoruz, bu sefer de kaybettiğimiz zamanla pişman olarak o günü de yok etmiş oluyoruz.

      Uzaklaşmak demeyelim, pek çoğumuz için bu o kadar da kolay kurtulabileceğimiz bir konu değil çünkü ama yine de kafamıza bir şeyi koyduğumuzda bir müddet sosyal medyadan uzak kalmak iyi gelecektir. Bu da aslında bir ödül mekanizması olarak karşımıza çıkabilir.

      ———

      Ben yıllarca erteledim, şimdi satır satır kaybettiğim zamanı geri almaya çalışıyorum.

      Sen de ertelediğin ne varsa bugün küçük bir adım at. 5 dakikanı ver, belki de koca bir kapı açılır!

      Senin erteleme bahanen en çok ne oluyor? Yorumlarda paylaş ki kendimizi yalnız hissetmeyelim.

    1. Gece Yarısı Kütüphanesi – Kitap Özeti, Teması ve Yorumlar | Matt Haig

      Milyonlarca seçenek arasından sürekli bir seçim yapıp hayatımızın ne kadar farklılaşabileceğini görebilseydik, bunu deneyimlemek ister miydik?

      Matt Haig, orijinal adı The Midnight Library olan bu kitabını 2020 yılında okuyucu ile buluşturdu. Özellikle pandemi dönemine denk gelmesiyle birlikte, sıkışmışlık, kendine yer bulamama ve pişmanlık gibi temaları işlemesi sebebiyle oldukça popüler oldu.

      Kitap aynı zamanda yazarın hayal gücünün ne denli geniş olduğunu gösteren önemli bir eser. Sanırım bütün kitaplarını aynı zevkle okuyacağım bir yazar olarak hayatımda yer edindi.

      Dijital illüstrasyon

      Ana Karakter – Nora Seed

      Ana karakterimiz Nora Seed, değer verdiği hemen her şeyi kaybettikten sonra derin bir mutsuzluğa sürüklenir. Bu mutsuzluk kendi hayatını sorgulamasına ve nihayetinde kendi yaşamına son vermek istemesine yol açar. Hiçbir şey istediği gibi olmamıştır, hatta belki de istediği hayatın bir adım bile yanına yaklaşmamıştır. Elinde olanları da kaybettikten sonra intihar mektubunu hazırlar.

      Bu süreçte, çocukluğundan tanıdığı kütüphaneci Bayan Elm’in desteğini hatırlasa da bu yeterli olmaz. Her ne kadar dışardan destek insanlara bir amaç edinme konusunda yardımcı olsa da, son noktada pek de faydası dokunmayacaktır. Kendi intihar mektubunu da hazırladıktan sonra hayatına son verme girişimini gerçekleştirir ve kendisini bir anda milyonlarca seçeneğinin bulunduğu Gece Yarısı Kütüphanesi’nde bulur.

      Gece Yarısı Kütüphanesi’ndeki Yolculuk

      Burası dev bir kütüphanedir. Nora başlangıçta hiçbir şeyi anlamaz, nasıl geldiğini bilemez ve korku içinde etrafına bakınır. Öldü mü ölmedi mi, hala yaşıyor mu, acaba intihar girişimi başarısız oldu da arafta mı kaldı gibi sorularla birlikte kütüphaneyi incelemeye başlar.

      Kütüphaneden bir ses yükselir ve baktığında gördüğü kişi Bayan Elm olur.

      Bayan Elm ona şöyle seslenir:

      “Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var. Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı bazı konularda farklı davranır mıydın?”

      Kitabın asıl konusu bu cümlenin içinde saklı;

      Hayatlarımızdaki pişmanlıkları telafi etme şansımız olsa, başka bir yolu seçer miydik?

      Nora, bu sözlerden sonra öldüğünü düşünür. Çok da haksız sayılmaz çünkü ölümle yaşam arasında kalmıştır ve kendisine alternatif hayatları deneyimleme şansı verilmiştir. Belki burada deneyimlediği bir hayatta mutlu olup o hayatı yaşamaya başlayacaktır. Belki de aslında hiçbir seçenek ona bir yaşam amacı vermeyecek ve ölüme doğru yola çıkacaktır.

      Pişmanlıklar ve Alternatif Hayatlar

      Kütüphanedeki kitaplardan biri Pişmanlıklar Kitabı‘dır. Bu, Nora’nın yaşadığı hayatın tüm kaydını içeren bir kitaptır. Kitabı açtığında tüm pişmanlıklarıyla yüzleşir ve bu ona çok fazla gelir. Hızla kapatır ve diğer kitaplardan birini seçer.

      Denediği ilk alternatif hayat aslında hayal ettiği gibi değildir. Kitabı kapattığında hâlâ ölmek istemektedir. Farklı hayatlar deneyimledikçe anlar ki başka bir yaşam biçimi, düşündüğü kadar “kurtarıcı” olmayabilir.

      Bu kısım bana şunu düşündürüyor: Negatif deneyimler, pozitif deneyimler kadar öğreticidir. Başkalarının hayatlarına imrenerek bakmak kolaydır ama kendi hayatımızı değiştirmek çaba gerektirir.

      Kitabın Verdiği Mesaj

      Kitabın en değerli mesajlarından biri şu:

      “Her yere gidip herkesle tanışamaz, istediğimiz her mesleği yapamayız tabii ama o hayatlarda hissedeceklerimizin çoğunu hissedebiliriz yine de… Her şey olabilmek için her şeyi yapmamız gerekmiyor çünkü zaten sonsuzuz. Yaşadığımız her an sonsuz olası geleceğe gebe.”

      Özetle: Geçmişi değiştirmek yerine mevcut hayatımızı anlamlandırmak ve adım atmak çok daha kıymetli. Biraz an’da kalmak, bir şeyleri kontrol etme çabasını bırakmak belki de en sağlıklı yol.

      Yorum

      Bu kitap, seçimlerimizin yükünü ve özgürlüğünü aynı anda taşıdığımızı hatırlatıyor.

      Vazgeçmek çoğu zaman en kolay yol. Nora gibi “ben ölmek istiyorum” demek bir vazgeçiştir. Oysa belki de sorunlar, bir sonraki adımda yavaş yavaş çözüme kavuşacaktır.

      Elbette söylemesi kolay, yaşamak zor. Pişmanlık ve tükenmişlik modern çağın büyük meseleleri. Yine de bu kitap, umutlu bir pencere açıyor: Farklı yollar, sadece ihtimaller.

      Çarpıcı Alıntı

      “Her şey olabilmek için her şeyi yapmamız gerekmiyor çünkü zaten sonsuzuz.”

      Bu cümleyi uzun süre aklımdan çıkaramayacağım. Neredeyse tanıştığım tüm insanlar farklı hayatlar yaşamak istiyor ve şu anki hayatlarından memnun değiller. Bunun sebebi önümüzdeki hayatta neler yapabileceğimizi bilmiyor olmak gibi geliyor. Biraz çaba ve gayretle belki de hayallerimizi süsleyen o alternatif hayatlardan birini yaşama şansını elde edebiliriz.

      Pişmanlık umut ile biraz kardeş iki olgu gibi geliyor. Umut varsa pişmanlıklardan ders çıkarıp hayatımıza devam edebiliriz, hatta pişmanlıklar sayesinde daha da güzel yollar ve alternatifler seçebiliriz. Hayat milyonlarca alternatifle dolu, bunları deneyimleyerek yaşamak kadar güzel bir şey var mı bilemiyorum. Evet, bazen korkutucu olabiliyor bu alternatifler. Ya da çok dibe battığımızda kalkmak gerçekten zor olabiliyor ancak umut varsa pişmanlıklar her zaman yol gösterici olacaktır.

      Kendimce

      Sizce pişmanlıklarımız hayatımızı nasıl şekillendiriyor?

      Sizin de fikirlerinizi merak ediyorum

      © Satır Defteri 2025

      #KitapÖzeti #MattHaig #KitapYorumları #KişiselGelişim #AlternatifHayatlar